<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097</id><updated>2012-02-16T01:59:08.431-08:00</updated><category term='“Çöp Kamyonu Kanunu”'/><category term='“Hayatınızı ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey mucizeymiş gibi yaşayabilirsiniz'/><category term='“NİYE BEN?&quot;'/><category term='Yarattıklarımızın ne kadar farkındayız?'/><category term='Sirkteki Filler ve Özgürlük'/><title type='text'>Çağrı Gelişim &amp; Danışmanlık</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>10</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-3151125151650320897</id><published>2010-06-05T06:49:00.000-07:00</published><updated>2010-06-05T06:50:08.091-07:00</updated><title type='text'>Gurdjieff ve Dördüncü Yol - Ouspensky</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsanlar uyumaktadırlar ve bunu kabul etmezler. Bütün insanlar sadece makinedirler, bütün faaliyetleri mekaniktir. Psikoloji insanlarla ilgilidir, makinelerin incelenmesi için psikoloji değil mekanik bilimi gerekir. Bir makine kendini tanıyamaz, tanıdığında makine olmaktan çıkar. İnsan hareketlerinden sorumludur, makine değildir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsanın başlıca yanılgısı, yapmaya muktedir olduğuna dair inancıdır. Ancak bunu insanlara söylediğinizde inanmayacaklardır ve onlara düşmanca ve nahoş gelecektir. Özellikle de gerçek olduğu için düşmanca gelir. Herkes hiç bir şeyin yapılması gerektiği gibi yapılmadığını iddia eder. Aslında her şey yapılabileceği tek şekilde yapılmaktadır, eğer tek bir şey değiştirilebilseydi her şey buna bağlı olarak farklı olabilirdi. Her şey başka şeylerle bağlantılıdır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsan birçok BEN sahibidir. Her insanın içinde 5–6 bazen daha çok ama sınırlı sayıda BEN vardır. Bunlardan her biri yönetimi ele aldığında kendinin asıl BEN olduğunu yani EFENDİ olduğunu sanır ve diğer benlere ait en ufak bilgisi olmaz. İnsanda bu BEN değişimlerini kontrol edecek hiç bir şey yoktur. İnsan&amp;amp;makine bu durumu fark etmemekte, bilmemektedir. Benler, rastlantıların gücü ile veya mekanik olan dış dürtüler tarafından yaratılmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Eğitim, taklit, okuma, dinin uyuşturuculuğu, sınıflar, gelenekler, yeni sloganların cazibesi dış tesirlerdendir. İnsanın bireyselliği yoktur, bir tek büyük BEN sahibi değildir, birçok kendini ben sanan benlere bölünmüştür. Her bir küçük ben kendini BÜTÜN adına çağırmaya yetkilidir; anlaşmaya, anlaşmamaya, söz vermeye, kararlar almaya muktedir ki, sonradan bütün diğer benler bunların sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalacaklardır. Her küçük ben'in imzaladığı çeklerin ve akitlerin sorumluluğunu yüklenecek olması, insanın yani Bütün'ün trajedisidir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Çoğu zaman insanın ömrü küçük tesadüfî benlerin imzaladığı akitlerin gereğini yerine getirmek yükümlülüğü ile geçer. Her insanın sınırlı "rol" repertuarı vardır ve bunun dışında bir role zorlandığında kendini kısa sürede huzursuz ve rahatsız hisseder ve kendi repertuarındaki herhangi bir role dönmek için büyük çaba harcar. Döndüğünde gerilim biter ve rahatlık (uyuma hali) başlar. İnsan repertuarı dışındayken "üşür, utanır ve herkesten kaçmak ister." Burada SEÇİM zorunluluğu gelir! İnsan rahatı mı seçecektir yoksa kendi üzerinde çalışıp huzursuzluğu mu? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapishaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır; a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek. b) Evvelce hapishaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak. c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir. d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : "belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar" &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir. Ancak; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.) Ya da! Değişmek isteyen fazlalıklarını "terk" etmelidir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey "ıstıraplarıdır". İnsan öyle yapılmıştır ki; ıstıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir. Istırap olmadan bir şey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ıstırabını feda ederek işe başlamalıdır. Kaynaşma ve içsel birlik (vahdet); sürtüşme ile "evet" ve "hayır" arasındaki mücadele ile elde edilir. (evet ya da hayır seçeneklerinden biri doğru cevap değildir, mücadele doğru yolda oluşun işaretidir.) Ancak bu mücadele yanlış bir taban üzerinde cereyan edebilir ve bu yanlış ve natamam bir kristalizasyondur. Bu insan daha fazla gelişme imkânına sahip olamayacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Gelişme imkanını yeniden sağlamak için o insan tekrar eritilmelidir; bu ise sadece korkunç ıstırap ile mümkündür. Evet ve hayır arasındaki mücadele "hemen değerli bir şeyi feda etmekle" başlatılabilir. Bununla beraber sonsuza kadar değil! Kristalizasyon elde edildikten sonra "feragatler, mahrumiyetler ve feda etmeler" artık gerekmez. Bundan sonra insan neyi isterse ona sahip olabilir. Artık onun için yasalar yoktur, o kendi başına bir yasadır. Yollar (tekâmüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana "ilk eşik" ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren "merdiven" başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Birçok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul; İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemeyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur. Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler.(Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsa'nın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir. Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını alabilir. Aksi halde kendisine verilmiş olanda ondan alınacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Sübjektif yol, okul yolundan geçer. Objektif yol, sade vatandaşın yoludur. Onlarda tekâmül eder, ne var ki onların yolu çok gereksiz tekrarla dolu olarak çok uzun olabilir. Kendi kendini inceleme, kendini bilmeye götüren çalışma veya yoldur. Bilgi herkesin yolu olamaz ve çoğunluğa mal edilemez. Kanun böyledir. Bilgi de maddedir ve daima sınırlıdır. Eğer bilgi madde ise; "Belli bir yerde ve belli bir zamanda belirli miktarda mevcut demektir. Belli bir devre süresince örneğin 100 yıl boyunca insanlığın tasarrufunda belirli miktarda bilgi vardır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Bilgi ve varlık seviyeleri dengeli olmalıdır; insanın gelişmesinin üzerinde cereyan ettiği iki çizgi vardır: "bilgi" ve "varlık" çizgileri. Doğru tekâmülde her iki çizgi birbirlerine paralel olarak, birbirlerine yardımcı olarak gelişirler. Bunlardan biri daha uzun olursa insanın gelişmesi yanlış olur; er ya da geç gelişme durur. Eğer bilgi varlığı aşarsa, o insan bilir ama yapma gücüne sahip değildir. Bu yararsız bilgidir. Varlık bilgiyi aşarsa, o insanın yapma gücü vardır ama neyi yapacağını bilemez. Kazandığı varlık gayesiz hale gelir ve onu kazanmak için gösterdiği çabaların yararsız olduğu görülür. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Bilgi başka şeydir anlama başka şeydir. Anlama bilginin varlık ile ilişkisine bağımlıdır. Anlama, bilgi ve varlığın bileşkesidir. İnsan sadece kendini incelemenin ve müşahedenin değil fakat kendisini değiştirmek amacıyla kendi üzerinde çalışmanın gerekli olduğunu anlamalı "her şeyi bir bütün halinde BAŞKALARININ ONU GÖRDÜĞÜ GİBİ kendisini bütünüyle görmelidir." Bu amaçla insan, hayatının farklı anlarına, farklı duygusal durumlarına ait kendisinin "mental fotoğraflarını" çekmeyi öğrenmelidir. Eğer bir insan bir şeyi hatırlarsa onun için hatırlanması daha önemli olan diğer on şeyi unutur. Ve özellikle kendisi ile ilgili olan şeyleri, belki evvelce çektiği o "mental fotoğrafları" kolaylıkla unutur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Dünyada cereyan eden büyük çaplı her olay dışardan yönetilir; Ya tesirlerin rastlantı eseri olan bileşimleri veya genel kozmik kanunlar tarafından yönetilir. İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir. Gerçek sanatta rastlantı eseri olan hiç bir şey yoktur. Gerçek sanat matematiktir. Ondaki her şey hesaplıdır ve önceden bilinebilir. Sanatkâr, vermek istediğini bilir ve anlar; Eseri, ayni seviyedeki insanlar üzerinde daima ve matematiksel bir kesinlikle bir ve aynı izlenimi doğuracaktır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsanlara yardımcı olmak için, kişi önce kendine yardımcı olmayı öğrenmelidir. Pek çok insan başkalarına yardım etme düşünce ve duygularına, sadece tembellikten dolayı kapılmaktadır. Onlar kendileri üzerinde çalışamayacak kadar tembeldirler ve ayni zamanda başkalarına yardım etmeye muktedir olmak onlara büyük zevk vermektedir. "kendi kendine samimiyetsizlik" &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İnsan hak etmeden haz elde ederse, insanın bunu muhafaza edememesi ve bu hazzın ıstıraba dönüşmesi sebebiyle gereklidir. Ama bütün mesele, hazzı elde edebilmek ve onu muhafaza edebilmektir. Bunu yapabilen bir kimse için öğrenecek hiç bir şey yoktur. Ancak bu yol ıstıraptan geçer. Hazdan istifade edeceğini sanan kimse çok yanılır ve eğer kendisine karşı samimi olabilirse, bunu göreceği an gelecektir. Duygular alanındaki vicdan kavramı, düşünce alanındaki şuur kavramının muadilidir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Âlemin ve insanın böyle paralel biçimde incelenmeleri, öğrenciye, her şeyin temeldeki birliğini gösterecek ve onun farklı düzenlerin fenomenlerinde analojiler bulmasına yardım edecektir. Gerek âlemde, gerekse insandaki bütün süreçleri yöneten temel kanunların sayısı çok azdır. Az sayıdaki basit kuvvetlerin farklı sayısal bileşimleri, olayların görünen çeşitliliğini yaratmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Evrenin mekaniğini anlamak için, karmaşık fenomenleri, bu basit kuvvetlerle çözümlemek gerekmektedir. Sübjektif insan için kötülüğün hiç mevcut olmadığı, sadece farklı iyilik kavramlarının var olduğu söylenebilir. "Hiç kimse herhangi bir şeyi kasıtlı olarak kötülük için, kötülük olsun diye yapmaz." Herkes iyilik uğruna, onu anlayışına göre hareket eder. Fakat iyiliği farklı şekillerde anlar. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Uyanma, insanın hiç bir yere varamayacağını ve nereye gideceğini bilmediğini idrak etmesiyle başlar. Birliğin çokluğa dönüşüm kanunlarını incelemeden önce, bütün evrenlerin tüm çeşitlilikleri veya birlikleri içerisinde bütün olayları yaratan temel kanunu incelemeliyiz. Bu, "Üç prensip" ya da "Üç kuvvet" kanunudur. Bu kanun, hangi mikyasta olursa olsun, hangi âlemde cereyan ederse etsin, molekül seviyesindeki olaylardan kozmik olaylara kadar, farklı ve birbirlerine karşı "Üç kuvvetin bileşimi ve karşılaşmasıdır." İlk kuvvete aktif veya müspet, ikinciye pasif ya da negatif, üçüncüye ise etkisiz kılan kuvvet denilebilir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;İlk iki kuvvet çağdaş düşüncenin bildiği kanunlardır. Fakat genelde üçüncü kuvvet müşahedeyi ve anlayışı yöneltmek için kolayca ulaşılabilir değildir. Bunun nedeni, insanın mutat psikolojik faaliyetinin fonksiyonel sınırlanmasında ve olaylar dünyasına ait algımızın temel kategorilerinde, yani "mekân" duygumuzda ve söz konusu sınırlamalar sonucunda doğan "zaman" duygumuzda aranmalıdır. Üçüncü kuvvet, gerçek âlemin malıdır. Müşahedemize giren sübjektif âlem veya olaylar âlemi, sadece nispi olarak gerçektir, her halde tamam değildir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Evrenin bundan sonraki temel kanunu yedi kanunu veya oktavlar kanunudur. Bu kanunun anlamını kavramak için, evreni titreşimlerden meydana gelmiş olarak kabul etmek gerekir. Bu titreşimler, evreni oluşturan maddenin, en incesinden en kabasına kadar, bütün çeşit, safha ve yoğunluklarında faaliyet göstermektedir. Çeşitli kaynaklardan çıkmakta ve birbirleriyle kesişerek, çarpışarak, güçlendirip, zayıflatarak, durdurarak çeşitli yönlerde ilerlemektedirler. (Hoca burada sanırım Kuantum fiziği yani dalga/parçacık fonksiyonunu tarif etmektedir.) Fiziğin temel görüşlerinden birisi "Titreşimlerin sürekliliğidir". Bu konuda kadim bilginin görüşü farklıdır; Zira kadim bilgi, titreşimler anlayışının temeline "Titreşimlerin süreksizliği" ilkesini yerleştirmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Eğer oktavlar kanunun bütün anlamını kavrayabilirsek, bu, bize bütün hayatın, tarafımızdan müşahede edilen evrenin tüm fenomenlerin yeni bir açıklamasını verir. Bu kanun, doğada niçin doğru çizgiler bulunmadığını, niçin düşünemediğimizi ya da yapmaya muktedir olamadığımızı, niçin bize ait her şeyin düşünüldüğünü, niçin bizimle ilgili her şeyin varit olduğunu ve niçin genellikle istediğimize ve beklediğimize zıt bir yönde cereyan ettiğini açıklar. Bütün bunlar, 'entervallerin' açık ve dolaysız sonuçları, ya da titreşimlerin gelişmesindeki gecikmelerdir. Titreşimlerin gecikmeleri anında kesinlikle olan nedir? Asıl istikametten bir sapma meydana gelir. Oktav önce doğru istikamette ilerlemeye başlar; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Oktavlar Kanununun yardımı ile şeylerin ilerlemelerini, yön değiştirmelerini her şeyde müşahede edebiliriz. Belli bir enerjik veya güçlü duygu ya da doğru anlayış devresinden sonra, bir tepki oluşur, çalışma sıkıcı ve yorucu hale gelir. Duyguda yorgunluk ve ilgisizlik anları belirir, doğru düşünme yerine, uzlaşma yoluna gitme çabaları, baskı ve güç sorunlardan kaçış başlar. Fakat çizgi şimdi ayni istikamette değil ama gelişmeye devam etmektedir. Çalışma mekanikleşmekte, duygu gittikçe zayıflamakta, günün genel olayları seviyesine inmektedir. Sonra tekrar duruş ve farklı ilerleme, kırgınlık, nefret, önemsememe gibi ayni düşünce ve duygular arasında dönüp durur. Ve bulunmuş olan çıkış yolu giderek daha ve daha kaybolur.(bilim, sanat, felsefe, din ve fertlerin günlük faaliyetlerinde ayni şeyleri kolayca görmek mümkündür) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Şayet oktav arası titreşimlerin azaldığı anlarda ilave şoklar yaratılabilirse doğru, yön değiştirmeden devam edebilir. Herhangi bir yerden kendiliklerinden gerekli anlarda gelen tesadüfî 'şoklar' ümitleri ile avunmak, doğaldır ki mümkün değildir. Böyle bir durumda, insana iç eğilimlerine 'inançlarına ve eğilimlerine ters düşse bile' yel nereden eserse oraya gitme, 'nehrin akışı içinde yüzme' ya da başarısızlığı ile kendini uzlaştırarak yeniden yapmaya başlama seçeneği kalmaktadır. Veya faaliyetinin bütün çizgilerinde 'entervallerin' zamanını tanımayı ve 'ilave şokları' yaratmayı, diğer bir ifade ile kozmik kuvvetlerin gerekli anlarda, 'ilave şokları' yaratmada faydalandıkları yöntemi kendi faaliyetlerine uygulamayı öğrenebilir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-3151125151650320897?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/3151125151650320897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/06/gurdjieff-ve-dorduncu-yol-ouspensky.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/3151125151650320897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/3151125151650320897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/06/gurdjieff-ve-dorduncu-yol-ouspensky.html' title='Gurdjieff ve Dördüncü Yol - Ouspensky'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-6143363535895218090</id><published>2010-06-05T04:09:00.001-07:00</published><updated>2010-06-05T04:09:19.110-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-6143363535895218090?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/6143363535895218090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/06/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/6143363535895218090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/6143363535895218090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/06/blog-post.html' title=''/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-92941434443934884</id><published>2010-04-21T05:54:00.000-07:00</published><updated>2010-04-21T05:54:11.215-07:00</updated><title type='text'>DİNGİN BİR BİREYİN PORTRESİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;Tum Hatali alanlarini yok etmis bir bireyin portresi :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;1- Bu insanlar, yasamın her yonunu severler, sikayet etmekle ya da olaylarin daha degisik olmasini istemekle vakit kaybetmezler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;2- Bagımsizliklarina cok düskundurler.Aileye guclu bir sevgi ve baglilik duymalarina ragmen, iliskilerinde bagimsiz olmaya ozen gosterirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;3- Sevgi anlayisları, sevdiklerine hicbir degeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;4- Onay aramak gereksinimleri yoktur.Övgü ve odul talep etmezler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;5- Cok acık ve durust konusurlar,cunku vermek istedikleri mesajlari, baskalarini memnun etmek icin dikkatli sozcukler arkasina gizlemezler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;6- Gulmeyi ve baskalarini guldurmeyi iyi bilirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;7- Kendilerini sikayet etmeden kabullenirler.Fiziksel benliklerini, sahteliklerle gizlemezler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;8- Dogal yasami takdir ederler.Baskalarina eglenceli gelmeyen seylerden zevk alma yetenekleri vardir.Gun batimini izlemek, ya da kirlarda kucuk bir gezinti yapabilmek, dogum yapan bir kediyi izlemek onlar icin mükemmel birseydir ve sükran duyarlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;9-Baska insanlari çok iyi anlarlar ve asla sasirip sok olmazlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;10-Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;11-Hastalik hastasi degildirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;12- Durustturler, asla yalan soylemezler,olaylari carpitmazlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;13- Insanlar hakkinda konusmaz, insanlarla konusurlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;14-Titizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur, verimli yasamaya bakarlar.Organizasyon nevrozundan bagimsiz olduklari icin yaraticidirlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;15- Bu insanlarin muthis bir enerjileri vardir. Enerjileri dogaustu degildir, yalnizca yasami ve yasamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;16- Siddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep arastirir, yasamlarinin her anini kavramak isterler. Her insan, her varlik ve her olay, daha cok ogrenmek icin bir firsattir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;17- Basarisiz olmaktan korkmazlar, hatta onu sevincle kabul ederler. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duygulari yok etme ve kendilerine verdikleri degeri artıracak olanlari doya doya yasama yetenegine sahiptirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;18-Bu mutlu insanlar, asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Basitce 'hersey yolunda, biz yalnizca farkliyiz. Anlasmak zorunda degiliz' derler. Bir tartismayi, kazanma ve karsisindakini konumunun yanlisligina ikna etme gereksinimi duymadan, burada keserler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;19- Degerleri dar degildir. Kendilerini tüm insan irkinin bir parcasi olarak gorurler. Daha cok düsman oldurmekten sevinc duymazlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;20- Kahramanlari ya da putlastirdiklari insanlari yoktur.Herkesi insan olarak gorur ve hickimseyi kendilerinden onemli konuma getirmezler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;21- Baskalarinin yeteneksizligi nedeni ile kazanmak yerine,zaferi kendi cabalari ile elde etmeyi yeglerler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;22- Komsularinin ne yaptigini farketmezler,cunku varolmakla mesguldurler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;23- En onemlisi bu insanlar 'KENDİLERİNİ SEVERLER'. Kendilerine acimak, kendilerini reddetmek, kendilerine ofkelenmek icin zamanlari yoktur.Elbette sorunlari vardir,ama sorunlarin onlari duygusal paralizasyona goturmesine izin vermezler.Tokezleyip dustuklerinde, tekrar ayaga kalkar ve sizlanmadan yasamaya devam ederler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;Hatali alanlardan bagimsiz insanlar, mutlulugu kovalamazlar, sadece yasarlar ve mutluluk onlari bulur..Gercekten nadir bulunan insanlardir, onlar icin hergun mukemmeldir.....&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;Kaynak : Hatalı Alanlarımız - Dr. Wayne W. Dyer&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-92941434443934884?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/92941434443934884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/04/dingin-bir-bireyin-portresi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/92941434443934884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/92941434443934884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/04/dingin-bir-bireyin-portresi.html' title='DİNGİN BİR BİREYİN PORTRESİ'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-1802155173982677258</id><published>2010-03-27T07:03:00.000-07:00</published><updated>2010-03-27T07:03:23.451-07:00</updated><title type='text'>Zihninizi Arındırın</title><content type='html'>&lt;b&gt;Zihninizi Arındırın&lt;/b&gt;Bilgisayarlar gereksiz ve işe yaramayan bilgilerle zamanla doluyorlar ve bu da yavaşlamalarına neden oluyor. Hatta öyle ki sistemi çökertiyorlar ve bilgisayarın artık bir süre sonra çalışmamasına neden oluyorlar. Aynı şey zihnimiz için de geçerlidir. Bu nedenle nasıl bilgisayardaki programları zaman zaman temizleyip işe yaramayanları siliyor ve yenilerine yer açıyorsak, aynı şeyi zihnimiz için de yapmamız gerekiyor. Sadece tek sorun Zihninizi arındırma yazılım programının ve el kitapçığının olmamasıdır!&lt;br /&gt;Aşağıda, yaşamınızı zorlaştıran ve sisteminizi zaman zaman çökerten virüslerden nasıl arındıracağınıza dair birkaç öneri bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1. Zihninizi İyi Tanıyın – Sisteminizi Tanıyın&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihninizi iyi tanımamak bilgisayarınızın hangi programı kullandığını bilmemeye benzer. Bilgisayarınızın hangi programı kullandığını bilmezseniz gerekli olan şeyleri bilgisayarınıza ekleyemezsiniz ve bu da çalışmamasına neden olacaktır. Zihninizi tanımak da hangi değerlere göre yaşadığınızı bilmektir. Değerlerinizin hepsini bilmiyor olabilirsiniz ama bazılarını kesinlikle biliyorsunuz. Mesela sevdiklerinize yalan söyler misiniz? Muhtemelen söylemezsiniz bu da değerlerinizden birinin dürüstlük olduğunun göstergesidir. Değerleriniz üzerinde çalışarak zamanla onları tek tek geliştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2.İnançlarınız Üzerinde Odaklanın – Sistem Programını Öğrenin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı inançlarınızın kullanım tarihi geçti mi? Kendiniz ve dünyanız hakkındaki inançlarınız sürekli değişiyor. Bu değişimi hızlandırıp hayatınızda daha güzel ve olumlu şeylere doğru yol almak istiyorsanız inançlarınıza göz atın ve onları yenileyin. İnançlarınız aynen bilgisayarınızın içindeki program gibidirler. Onların orada olduğunu biliyorsunuz ama her yönüyle kullanmamış olabilirsiniz. Mesela Photoshop programınız var ancak sadece belirli şeyleri yapmak için kullanıyorsunuzdur o programı. Halbuki bu programı iyice araştırıp bakacak olursanız, yapabileceğiniz inanılmaz şeyler olduğunu göreceksiniz. Aynı şey inançlarınız için de geçerlidir. İyi bir sesiniz olduğunu biliyorsunuzdur belki ama eski inançlarınıza takılıp kaldığınız için bu özelliğinizin ortaya çıkmasına engel oluyorsunuz. Bize artık hiç hizmet etmeyen inançlarımız da vardır ki onlardan kurtulmamız gerekir. Onlardan kurtulup yerine yeni inançları getirmemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3.Eski Hatıralardan Kurtulmak – Eski Dosyaları Silmek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size zarar veren hatıralarınızdan kurtulmak yapabileceğiniz en iyi şeydir. Söylemesi kolay ancak yapması zor olabilir bazen. Bazı insanlar hayatlarının çoğunu terapi görerek geçirirler sırf çocukluklarında olan bitenin ne olduğunu bulabilmek için. Neden? Kendinizi kötü hissetmenizi sağlayan şeyi ispat eden bir şey bulmak için. Bu aynen bilgisayarınızda hiç işinize yaramayan dosyaları her gün açıp bakmanıza benzer. Sil düğmesine basma vakti geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4.Kendinize Zaman Ayırın – E-mail, messenger,facebook’u kapatın&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımız yapmamız gereken 1001 şeyle dolu. Ailemiz, çocuklarımız, işimiz, eşlerimiz&lt;br /&gt;ve arkadaşlarımız. Bazen her şeyden kaçmak lazım kendimize olabilmek için. Aynen bilgisayarınızı açıp mailinize girmek istediğinizde chat yapmak için tanıdıklarınızın size mesaj atarak onlarla konuşmanızı istemeleri gibi. Her şeyi kapatın ve çıkın. Kendimizle geçirdiğimiz her an pilimizin şarj olmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5. Yeni Alışkanlıklar Edinin – Programınızın Yeni Versiyonunu Alın&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli aynı şeyleri yapıp aynı sonuçları alırsak, alışkanlıklarımız da eskiyecektir. İçimizdeki potansiyeli keşfedebilmek ve yeniliklere yol alabilmek için eskilerden kurtulmamız lazım. Alışkanlıklarınızdan biri kilo aldıktan sonra spor yapmaksa o zaman bu alışkanlığı ele almanız gerekir. Böylece yeni bir alışkanlık geliştirerek hem kilo almaktan kurtulmuş hem de rahat olacaksınız.&lt;br /&gt;6. Zihninizi Zinde Tutun – Yeni Yazılımlar Öğrenin&lt;br /&gt;Zihnimiz durmadan aynı sıkıcı şeylerle uğraşmaktan sıkılabilir. Bu durumdan sıkılır ve azla yetinmeye başlarız. Sürekli yeni şeyler öğrenirsek bunu engellemiş oluruz.Bunu yaparak zihnimizi zinde tutar ve kendimizi yenilemiş oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7. Yükleri İndirmek – Eski Kullanıcıları Silin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı gerçek şu ki yaşamımızda bize yük olan ve ilerlememizi engelleyen bir çok kişi var. Onlar olmasa muhtemelen daha hızlı ilerleyip hayatımızı renklendireceğiz. Ancak, bize zarar verdiklerini bile bile hala onlarla gerek zorunluluk gerek suçluluk duygusu veya acıma nedeniyle iletişim içindeyiz. Neden her ne olursa olusun, yaşamınızda sizi aşağıya çeken negatif kişiler varsa, onlarla vedalaşmanın vakti geldi. Bilgisayarınızdan eski kullanıcıları silin ve onların bilgisayarınıza ulaşmalarını engelleyin. Onlar kendi yollarına, siz kendi yolunuza devam edin. Buna yaşamak denir, ve emin olun ki kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8&lt;b&gt;. Zihninizi Şarj Edin – Bilgisayarınızı Uyku Moduna Getirin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi çağında yaşıyoruz ve öğrendiklerimizin aşırı yüklemeden dolayı zihnimizi çökertmemesi için onu şarj etmemiz lazım. Bunu yapmanın en iyi yollarından biri meditasyondur. Her gün 20-40 dakikalık meditasyon sizi daha enerjik, üretken ve yaratıcı yapacaktır. Bazı kişiler bu vakti ayıramayacaklarını söylerler. Ancak unutuyorlar ki 40 dakikalık meditasyon sayesinde zihinlerini şarj etmiş olacaklarından , gün boyunca daha hızlı düşünecekler ve zaman kazanacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;9. Düşünce Yeteneklerini Geliştirmek – Bilgisayarınız Hangi Dili Kullanıyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar programları sürekli değişiyor. Eski programları kullanıyor olsak ne kadar ilerlerdik? Düşünce yeteneğimiz birbirimizle iletişim içinde olabilmemiz için son derece önemlidir. Bu nedenle düşünce yeteneğimizi geliştirmemiz lazım. Bunu felsefe konularını okuyarak yapabilmeniz mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Steve Aitchison&lt;br /&gt;Çeviri : Çimen SEvanç&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-1802155173982677258?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/1802155173982677258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/03/zihninizi-arndrn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/1802155173982677258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/1802155173982677258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/03/zihninizi-arndrn.html' title='Zihninizi Arındırın'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-5630126074554526835</id><published>2010-03-05T04:19:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T04:19:32.207-08:00</updated><title type='text'>DUYURU: 13 MART LOUISE HAY ATÖLYE ÇALIŞMASI-BODRUM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S5D2uZLPBoI/AAAAAAAAAIU/QO4z4Ol73uo/s1600-h/%C3%87a%C4%9Fr%C4%B1-At%C3%B6lyeAfi%C5%9F.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S5D2uZLPBoI/AAAAAAAAAIU/QO4z4Ol73uo/s320/%C3%87a%C4%9Fr%C4%B1-At%C3%B6lyeAfi%C5%9F.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-5630126074554526835?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/5630126074554526835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/03/duyuru-13-mart-louise-hay-atolye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/5630126074554526835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/5630126074554526835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2010/03/duyuru-13-mart-louise-hay-atolye.html' title='DUYURU: 13 MART LOUISE HAY ATÖLYE ÇALIŞMASI-BODRUM'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S5D2uZLPBoI/AAAAAAAAAIU/QO4z4Ol73uo/s72-c/%C3%87a%C4%9Fr%C4%B1-At%C3%B6lyeAfi%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-5096251786502681299</id><published>2010-03-05T03:08:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T04:20:09.728-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='“Hayatınızı ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey mucizeymiş gibi yaşayabilirsiniz'/><title type='text'>“Hayatınızı ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey mucizeymiş gibi yaşayabilirsiniz.” Albert Einstein</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Birçoğumuz ya geçmişin  hayallerine dalarak ya da henüz burada olmayan geleceği bekleyerek  geçiririz günlerimizi. “Mükemmel hayatımızın” bir an önce başlayabilmesi  için bütün arzularımızın gerçekleşmesini dört gözle bekleriz. Her gün  daha iyi, daha farklı yenilikler için çabalayıp dururuz. Bunu yaparken  de hayatımızda doğru giden şeylere değil, hep eksikliğini duyduğumuz  şeylere odaklanırız. Sürekli sağlığımızdan, eşlerimizden, işimizden  (veya işsizlikten!) maddi zorluklardan, hükümetten ve daha buna benzer  birçok şeyden şikayet edip dururuz. Takılmış bir plak gibi “böyle  olmamalı” perspektifinde dönüp dururuz. Bu perspektife değişim amaçlı  kısa bir süreliğine girmiş olmak kabul edilir de, çakılıp kalmak ve bir  ömür orada geçirmek pek hoş olmasa gerek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Geçenlerde geciken ödemelerimden dolayı “böyle  olmamalı” perspektifinde, Oprah Winfrey’in programına katılmış olan  yaşlı bir bayanı izlerken boğazım düğümlendi ve gözümden yaşlar akmaya  başladı. Hayır, ödemelerimi yapamadığım için değil, bu perspektife bu  kadar basit bir nedenden dolayı girdiğimi fark ettiğim için utançtan  akıyordu gözyaşlarım yanaklarımdan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Holocaust, Nazi işkence kamplarından sağ  olarak çıkabilen nadir kişilerden biri olan Dr. Edith Eva Eger’a Oprah,  “Nasıl oldu da ailen de dahil olmak üzere o kadar kişi işkencelerle  ölürken sen sağ kalmayı başarabildin?” diye sordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Annesi ve ailesiyle trende Auschwitz kampına  götürülürken 16 yaşında olan Dr. Edith Eva Eger, annesinin ona sıkı sıkı  sarılıp, &lt;b&gt;&lt;i&gt;“ her şeyini alabilirler ancak aklına koyduğun  düşünceleri hiç kimsenin almaya gücü yok Eva!” &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;cümlesi beynine  öyle bir işlemiş olsa gerek ki bu cümlenin verdiği inanç ve güçle  kurtulmuş oradan. Auschwitz kampında “Ölüm Meleği” diye bilinen Dr.  Mengele’nin önünde dans ederken, annesinin ona söylediği cümleyi  hatırlayıp düşüncelerini seçmeye karar vermiş. Gözlerini kapatarak  kampta olduğunu değil Budapeşte operasında Romeo ve Juliet’e dans  ettiğini hayal etmiş. Esir olan kişinin aslında kendisi değil, Dr.  Mengele olduğunu düşünerek onun için dua etmeyi de ihmal etmemiş! Orada  olduğu süre boyunca Edie, sahip olduğu tek şey olan düşüncelerine sahip  çıkmayı ve her anın bir mucize olduğu üzerine odaklanmayı seçmiş. O,  birçok insanın yapamayacağı şeyi yapmış. Korkuya kapılıp “bu böyle  olmamalı” perspektifine girmeyerek zihnini kontrolü altına alıp hayatta  kalmayı başardı. Sahip olmadığı şeylere  odaklanarak değil,  zihnine sahip çıkarak!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Eva’yı izledikten sonra masamda bana bakan kredi kartlarıma  bakıp, “ bu harcamaları yapabildiğim bir limitim olduğu için teşekkür  ederim” diyerek ofisimden Bodrum Marina’daki Tepecik camisine kadar  yürüdüm. Simitle kuşları beslerken içimdeki duyguyu anlatmam mümkün  değil. Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim ki “böyle olmamalı”  perspektifindeki duygudan çoooook iyiydi! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Eva’nın annesinin sözlerinin hafızanıza  işlenmesi ümidiyle…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;             Çimen Sevanç  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;ACC&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;      Profesyonel Koç &amp;amp;  Eğitmen&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 3.6pt 10pt -1cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 3.6pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yaşamınızda bir şeyler ters  gidiyorsa bilin ki düşüncelerinizden kaynaklanıyor!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Çalışmalarımıza katılın, geleceğinizi yaratan  düşüncelerinizi yenileyelim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-5096251786502681299?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/5096251786502681299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/hayatnz-ya-hic-mucize-yokmus-gibi-ya-da.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/5096251786502681299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/5096251786502681299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/hayatnz-ya-hic-mucize-yokmus-gibi-ya-da.html' title='“Hayatınızı ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey mucizeymiş gibi yaşayabilirsiniz.” Albert Einstein'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-3542661188912153136</id><published>2009-03-05T04:16:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T04:17:45.932-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='“Çöp Kamyonu Kanunu”'/><title type='text'>“Çöp Kamyonu Kanunu”</title><content type='html'>“Kadın taksiye binmiş ve hava alanına gitmek istediğini söylemişti.&lt;br /&gt;Sağ  şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola,  önlerine çıktı.&lt;br /&gt;Şoför çarpmamak için sert şekilde frene bastı.&lt;br /&gt;Taksi  kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu.&lt;br /&gt;Siyah  arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye  başladı.&lt;br /&gt;Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir  şekilde el salladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın bütün bu olanların şokunu  yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.&lt;br /&gt;Sordu:  "Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de  hastanelik edecekti."&lt;br /&gt;Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek: "Çöp  Kamyonu Kanunu" dedi.&lt;br /&gt;Kadın: "Çöp Kamyonu Kanunu mu?" diye sordu,  anlamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şoför açıkladı:"Pek çok insan, çöp kamyonu  gibidir. Her tarafta içleri çöp dolu&lt;br /&gt;olarak dolaşıyorlar;  kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça  çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de  siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi  şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp  işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki  hikayeyi her okuyuşumda yüzümde bir tebessüm belirir, her öfkeli insan  gördüğümde ise bu hikayeyi aklıma getirmeye çalışırım. Çöp Kamyonu  Kanununu hepimiz gerçekten uygulasak hayatımız ne kadar farklı olur, bir  düşünsenize! Örneğin bir işlem yaptırmak için herhangi bir resmi  daireye gidiyorsunuz. Temmuz ayı taksit ödemesi için yeni gittiğim vergi  dairesinde uygulayabilsek mesela! Oraya her gittiğimde “Allah’ım iyi ki  burada çalışmıyorum. Şükürler olsun. Hayatımdan çok memnunum.” diye  aklımdan geçiriyorum. Burası sanki çöp kamyonlarının boşaltım alanı  gibi!&lt;br /&gt;Gerek orada çalışan, gerek işlem yaptırmak için bekleyen  kişilerin çok büyük bir oranı sinirli, sabırsız, anlayışsız ve bencil.  İşlem yapan görevliler bir an bile bitmek bilmeyen sıradan bıkmış bir  şekilde görevlerini isteksizce yerine getirirken, bir kuyruktan başka  bir kuyruğa defalarca gönderilen sabırsız ve sinirli bir şekilde  bekleyen işlem yaptıranlar ise çıldırmak üzereler. Her iki taraf da  çöplerini ortaya bırakıp havanın dayanılmaz hale gelmesine katkıda  bulunurken, her iki taraf da kendince haklı. Bir tarafta az maaşa yoğun  saatler çalışan, ancak karşılığında bir tebessüm bile almayan  görevliler, ( sonuçta burası vergi dairesi insanlar para verirken  gülücük dağıtamıyorlar çoğu kez!) diğer tarafta ise kısıtlı süreleri  olduğu için ( son güne bırakılan ödemeler sayesinde!) sabırsız olan  işlem yaptıranlar. Bu arada vergi dairesinin binlerce örnekten sadece  bir tanesi olduğunu hatırlatmak isterim. Uzun lafın kısası, orada çöp  burada çöp her tarafta çöp! Ne olacak halimiz deyip çöplükte kokudan  bayılmadan, kendimizden başlasak işe nasıl olur?&lt;br /&gt;Nasıl mı? Aynen  yukarıdaki taksi şoförünün anlattığı gibi olayları ve karşımızdaki  kişilerin davranışlarını kişisel olarak almaktan vazgeçerek. Onların  çöplerini alıp hayatımızdaki insanlara dağıtıp etrafımızı kokutmayarak.  Her bireyin insan olduğunu hatırlayarak ve küçük bir gülümsemenin dahi  dünya kadar fark yaratıp mis gibi kokular yayacağını bilerek temizliğe  içimizden başlamak. Sonuçta bizim içimizde o duygular kayıtlı ki ortaya  çıkıyorlar. O kokuşmuş kayıtları içimizden silerek, yerlerine mis gibi  kokan tertemiz kayıtlar yapmak çok mu zor dersiniz? Unutmayın beynimiz  aynen bir bilgisayar gibi ona yüklenen programa göre çalışır.&lt;br /&gt;Hayat  her sabah pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla size iyi  veya kötü davranan tüm insanları sevin. Tertemiz kokunuzu yayarak  gülümseyin onlara ki size özenip çöplerinden kurtulsunlar. Unutmayın çöp  kamyonları temizlik yapmak için vardır! Niyetleri kötü değildir. Çok  zor olan bu görevde onlara daha hoşgörülü olmaya şu andan itibaren  başlamaya ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöp kamyonlarının değerli  yaşamınızın hiçbir anını mahvetmesine izin vermemeniz dileğiyle…&lt;br /&gt;Sevgiyle  kalın,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-3542661188912153136?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/3542661188912153136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/cop-kamyonu-kanunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/3542661188912153136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/3542661188912153136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/cop-kamyonu-kanunu.html' title='“Çöp Kamyonu Kanunu”'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-9214140835507474576</id><published>2009-03-05T04:14:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T04:16:09.719-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='“NİYE BEN?&quot;'/><title type='text'>“NİYE BEN?!”</title><content type='html'>Perspektifine bakış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatının hiçbir safhasında  “Niye ben?”diye serzenişte bulunmayan insan yoktur sanırım dünyada. Her  insan arada bir bu duyguya kapılabilirken, bazı insanlar “Niye ben?”  perspektifinde aynen takılmış bozuk bir plak gibi takılıp kalıveriyorlar  adeta. Bu perspektif sanki büyüleyici bir yermiş gibi çakılıp&lt;br /&gt;kalıyorlar  burada. Bir bakalım hele ne varmış şu “Niye ben?” perspektifinde.  Burayı hepimiz az çok biliriz. Pek ferah bir yer değildir. Hatta  havasız, basık, rutubetli bir mekan. Nefes alabilmek gerçekten güç bu  mekanda.&lt;br /&gt;Buradaki duygulara bakacak olursak kadro oldukça  kalabalık;&lt;br /&gt;Kıskançlık, sebatsızlık, şikayet, inançsızlık, suçlama,  kibir, istikrarsızlık, atalet ve daha yazmak ile bitmeyen bir çok  olumsuz duygu.&lt;br /&gt;Gerçekten çekim güçleri oldukça fazla!&lt;br /&gt;Yapıştılar  mı ayrılmak zor. Hele bir de içimizdeki sabotörümüzle bağlantı  kurarlarsa vay halimize! Gel de kaç oradan kaçabilirsen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Niye  ben” perspektifine, hayat şartları ne kadar kötü olduysa da sebat edip  girmeyerek tam 9 ay 10 gün sonra(!)adeta yeniden doğmuş gibi hayata  yeniden bağlanan bir dost hakkındaki hikayemi sizlere aktarmadan önce,  çok severek okuduğum ve her okuyuşumda da “Niye ben’ciliğe” adeta meydan  okuyan bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;Brenda yamaç  tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak  bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında,&lt;br /&gt;Nerede  ise duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm  korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi  yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.Bir süre tırmandıktan  sonra, nefes alabileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan  yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden  boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden  oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın  ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu.  Ümitsizlik içinde olan Brenda, lensini bulması için Allah'a dua  edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı."Allah’ım!  Sen şu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir  taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu  bulmama yardım et."&lt;br /&gt;Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı  indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.  İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı.Brenda'nın  sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca  yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların  dikkatini çekmişti.&lt;br /&gt;Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl  bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da  ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki  baloncuğa bunları yazacaktı:&lt;br /&gt;"Allah’ım! Bu nesneyi neden  taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar  ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."&lt;br /&gt;"Allah’ım!  Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse  taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin  için taşıyacağım..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikaye bende her zaman  inanılmaz bir olumlu etki yaratır.Hatta lensi taşıyan minik karıncanın  resmini cüzdanımda taşırım hep ki, “Niye ben?!”mekanına uğramaktan  kurtulayım.&lt;br /&gt;Gelelim sizinle paylaşmak istediğim gerçek hikayeye.&lt;br /&gt;Ülkemizi  son zamanlarda oldukça fazla etkileyen işsizlikten payını alan bu  dostum, bir yıla yakın bir süre işsiz kalmasına rağmen ,“Niye ben?!”  diyarına uğramaktansa “Her şey olması gerektiği gibi,” mekanına uğramayı  tercih etti. Oldukça başarılı ve tecrübeli bir üst düzey yönetici  asistanı olan bu dostumun iş bulamayışına bir taraftan kimse inanmazken,  “her şey olması gerektiği gibi,”perspektifinde kalarak uzaktan da olsa  ona ve içinde bulunduğu bu sürece güvenerek destek olmaya çalıştım. Onun  bu sürece olan inancını ve istikrarlı sebatını takdir etmemek mümkün  değil.&lt;br /&gt;“Sabreden derviş, muradına ermiş ,”misali, arkadaşım tam 9  ay 10 gün süren sancılı bir bekleyişten sonra vasıflarına pek uygun  olmasa da çalışmaktan keyif alabileceği bir ortamda iş buldu. Bu sürecin  süresi ne kadar ilginç, değil mi?&lt;br /&gt;Dahası, bu süreç boyunca “niye  ben” perspektifine girmeyerek etrafında bulunan birçok kişiye, sebatlı  bekleyişi ve inancından dolayı örnek olmak ile kalmayıp hem kendinin hem  de onların kişisel gelişmelerine yardımcı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayeyle  başladık hikayeyle bitirelim.Sanırım bugün şanslı gününüz.“Niye ben?!”  diyarında bulunan veya oraya sık sık girip çıkan kişilere bu hikayeyle   seslenmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümcül bir hastalığa yakalanıp  ölümü bekleyen birçok Dünya Birinciliği olan tenis şampiyonuna arkadaşı  dayanamayıp sorar;&lt;br /&gt;“ Bu kadar hastayken, nasıl olur da Allah’a  isyan etmiyorsun durumundan? Ben olsam ‘niye ben!’diye isyan ederdim!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşının  sorusunu dinledikten kısa bir süre sonra anlamlı bir tebessümle şöyle  yanıtlar arkadaşını ;&lt;br /&gt;“ Allah’a ben defalarca şampiyon olduğumda   ‘niye ben?’ diye sormazken şimdi sormam ayıp olmaz mı? Her şey olması  gerektiği gibi. ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızdaki zorluklar her ne olursa  olsun,yolunuzun “Niye ben?!” mekanından geçmemesi dileğiyle …..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her  şey olması gerektiği gibi…&lt;br /&gt;Sevgiyle kalın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çimen  Sevanç ACC&lt;br /&gt;Profesyonel Koç &amp;amp;Eğitmen&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bodrum-lifecoaching.com/"&gt;www.bodrum-lifecoaching.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-9214140835507474576?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/9214140835507474576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/niye-ben.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/9214140835507474576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/9214140835507474576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/niye-ben.html' title='“NİYE BEN?!”'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-8091022277290860255</id><published>2009-03-05T04:13:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T04:14:11.080-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sirkteki Filler ve Özgürlük'/><title type='text'>Sirkteki Filler ve Özgürlük</title><content type='html'>Uzun zaman önce bir yerde okuduğum ve çok ilgimi çeken bir konu geçen  gün bir danışanımla yaptığım görüşmede aklıma geldi.&lt;br /&gt;Konu  sirkteki fillerle ilgiliydi. Hiç sirk fili gördünüz mü bilmiyorum ama bu  muhteşem yaratıklar, bulundukları ortamdan kaçmalarının engellenmesi  için sadece ince bir halata bağlı olmalarına rağmen, hiç kaçmaya  teşebbüs etmiyorlarmış! Çok küçük yaşta doğal ortamlarından yakalanıp  sirklere getirilen bu fillerin ayak bileklerine onları eğitmek ve  kaçmalarını önlemek amacıyla zincir takılırmış. Bebek filler, içgüdüsel  olarak özgür olmaları gerektiğini bildikleri için, bu zincirlerden  kurtulup özgürlüklerine kavuşabilmek amacıyla tepinip dururlarmış. Ancak  zamanla oradan kurtulacak güce sahip olmadıklarına inanıp tamamıyla  vazgeçerlermiş.&lt;br /&gt;Zamanla büyüyüp gelişen, yüzlerce kilo  kaldırabilme gücüne sahip olan bu filler ayaklarındaki zincirlerden  kurtulmanın artık imkansız olduğunu kabullendikleri için şanslarına  küsüp bir daha kaçmaya teşebbüs etmezlermiş.&lt;br /&gt;Düşünebiliyor  musunuz? Onlarca yıl sonra, hiçbir hayvanda olmayan güce sahip  olmalarına rağmen bebekken o zincire yüklemiş oldukları anlamdan dolayı  kurtulmayı denemiyorlar bile! Yani, güçlerini tamamen yadırgayıp  çaresizce değil zincire, ince bir halata yenik düşüyorlar!&lt;br /&gt;Danışanım,  karşımda oturmuş çaresizlik içinde,“kendimi zincire vurulmuş bir hayvan  gibi hissediyorum” dediği anda sirk filleri geldi aklıma. Çok deneyimli  ve güçlü bir karakter yapısına sahip olmasına rağmen, yıllarca önce  ailesi tarafından ona yüklenilen kısıtlayıcı inançların ağına yakalanmış  olan bu danışanım aynen sirkteki fillere benziyordu. Tek farkı, zaman  zaman biraz uzaklaşabilse de yine bağlı olduğu yere dönmek zorunda  kalmasıydı. Çünkü o, ailesinin ifadesiyle “işe yaramaz, güçsüz ve silik  bir karakter” olduğu inancına kapılıp, yıllarca gücünü bu inanca teslim  etmiş ve kendi etrafına bir ağ örmüştü.&lt;br /&gt;Bu noktada durup bir  düşünün. Sizlerin hayatında benzer bir durum var mı?&lt;br /&gt;Yok mu? Bu  yanıt çok çabuk çıkmışsa ağzınızdan o zaman mutlaka vardır bir hata  payı!&lt;br /&gt;Hmm..bir kontrol edelim bakalım.&lt;br /&gt;Aşağıdaki listeye bir  göz atın ve size tanıdık gelen bir şey var mı bir bakın;&lt;br /&gt;…ben  asla bir topluluk önünde konuşamam! ( Kim demiş? Denedin mi?)&lt;br /&gt;…ben  başkaları gibi yetenekli değilim.(herkes ilkokulda çizdiğim resme bakıp  nasıl da gülmüştü!)&lt;br /&gt;…ben ablam ve ağabeyim kadar zeki değilim( ah  bu duyguyu ben yakından tanıyorum nur içinde yatsın rahmetli anneciğim)&lt;br /&gt;…gençken  para biriktirmezsem, yaşlanınca rahat etmem.(gençlik elden gitmiş kime  ne?)&lt;br /&gt;…her istediğin olmaz! (Hayal etmek mi? Bakma sen Einstein’a.  Yok öyle bir şey!)&lt;br /&gt;…el alem ne der sonra! (El alem yasaları  çiğnenmez. Böyle gelmiş böyle gider!)&lt;br /&gt;…kadınlar tek başına  yaşamaz.(Öcüler yer sonra onları!)&lt;br /&gt;…bu saatten sonra ne  yapabilirim ki?(otur oturduğun yerde! Çürü!)&lt;br /&gt;…her şey eşime  bağlı.(denizci düğümü ile mi?)&lt;br /&gt;…babam anemik(kansız) olduğum için  hiç yorulmamam gerektiğini söyledi.(O, doktor ya her şeyi bilir!)&lt;br /&gt;…sanattan  kim para kazanmış ki! (Doğru dürüst iş bulamadın mı!)&lt;br /&gt;Ve liste  daha kendimi kaptırırsam uzar ve gider. Sanırım üç tür yanıt gelecektir  yukarıdaki soruya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Yanıtınız hala“ yok” ise o zaman  siz zincirleri kırıp kaçanlardansınız. Bravo size! Hayatı kendiniz için  doya doya yaşayan ve kimsenin kalıplarına girmeyen bir yapınız var.  Devam edin!&lt;br /&gt;2. Yanıtınız “evet, maalesef var” ise çok büyük bir  ihtimalle hayatınızın herhangi bir alanında çok mutsuzsunuz. Kendinizi  köşeye sıkışmış veya zincirlere vurulmuş gibi hissediyor ve bu durumdan  kurtulmak için başkalarından harekete geçmelerini bekliyorsunuz.(Aman  dikkat, bu bekleyiş biraz uzun sürebilir!)&lt;br /&gt;3.Yanıtınızı, yazıyı  tekrar okuyup ve iyice düşündükten sonra büyük bir farkındalıkla,“evet,  var” diye verenlerdenseniz, o zaman kendinizi zincirlerden kurtarma  çabası içine girdiniz bile. Tebrikler! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sirkteki filler  harika gösteriler yaparak onları izlemeye gelen insanları memnun  ederler. Tek amaçları başkalarına hizmet etmektir karın tokluğuna ve  mecburiyetten.&lt;br /&gt;Ya siz? Sirkteki filler gibi misiniz? Hayatınızı  hep başkalarına endeksli olarak mı yaşıyorsunuz? Tek amacınız onları  mutlu etmek mi? Sizce gerçekten hayatınızın amacı bu olabilir mi?&lt;br /&gt;Zincirsiz,  sevgi dolu, özgür nice günlere.&lt;br /&gt;Sevgiyle kalın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çimen  Sevanç  CPCC&lt;br /&gt;Profesyonel Koç &amp;amp; Eğitmen&lt;br /&gt;05.06.2009&lt;br /&gt;BODRUM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-8091022277290860255?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/8091022277290860255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/sirkteki-filler-ve-ozgurluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/8091022277290860255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/8091022277290860255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/sirkteki-filler-ve-ozgurluk.html' title='Sirkteki Filler ve Özgürlük'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3177243028832840097.post-6079791861428307634</id><published>2009-03-05T04:11:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T04:12:49.706-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yarattıklarımızın ne kadar farkındayız?'/><title type='text'>Yarattıklarımızın ne kadar farkındayız?</title><content type='html'>Arkanıza yaslanın ve şöyle bir geçmişe gidin. Belki bir ay, belki bir  yıl belki de on yıl. Hafızanızı şöyle bir yoklayın bakalım aşağıdaki  durumlara benzer yaşadığınız durum veya durumlar oldu mu?&lt;br /&gt;… pek  sevmediğiniz birisiyle yapmak zorunda kaldığınız bir konuşma.&lt;br /&gt;…   pek sevmediğiniz birisiyle mecburen geçirmek zorunda kaldığınız bir gün  veya birkaç saat.&lt;br /&gt;…  birisiyle sizi anlamayacağı duygusuyla yine  de bile bile yaptığınız bir konuşma.&lt;br /&gt;…  korktuğunuz bir  düşüncenizin başınıza geldiği bir an.&lt;br /&gt;… bir sevdiğinizin sizi  beklemediğiniz bir tarzda kırdığı bir an.&lt;br /&gt;… birisinden bir  beklenti içinde olduğunuz bir an(size teşekkür etmesi vs gibi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu  anlardan birine gidin ve o esnada yaşadığınız duyguları hatırlayın.  Sadece kendinizin değil karşınızdaki kişinin sizde bıraktığı duyguları  da hatırlayın. Muhtemelen o duyguların içinde korku, kızgınlık, kendini  ifade edememe, hayal kırıklığı, güvensizlik, sıkıntı, “öff.. bir an  bitse de kurtulsam!” hissi ve daha birçok olumsuz duygu vardır.&lt;br /&gt;Sanırım  birçoğumuz bu sevimsiz duyguları oldukça yakından tanıyoruz. Onlarla ne  kadar yakın ilişki içinde olursak yukarıdaki olayları da hayatımızda  bir o kadar hızlı bir şekilde yaratmış oluruz.&lt;br /&gt;Sizlere son  günlerde yaşanmış çok basit birkaç örnek vererek bu yaratma gücümüzün ne  kadar güçlü olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.&lt;br /&gt;İlk örneği  yakın bir geçmişte birebir yaşadığım bir olaydan vermek istiyorum.&lt;br /&gt;Çok  sevdiğim iki kardeş. Birbirinden sadece fiziksel olarak değil, duygusal  olarak da çok farklı olan iki kardeş. Kardeşlerden biri diğerine  oldukça kızgın çünkü ona yaptıkları için hiçbir zaman teşekkür etmiyor.  Her ne kadar teşekkür kelimesini ondan beklese de yoğun bir inançla bir  tarafı hayal kırıklığına uğramamak için  “o asla böyle bir şey yapmaz”  düşüncesini savunmakta.&lt;br /&gt;Bu kişinin bana birçok kez teşekkür  ettiğini deneyimleyen birisi olarak bu tanıdığıma “Neden kardeşine  teşekkür etmediğini sormuyorsun? Benim onunla böyle bir deneyimim  olmadı.Her zaman teşekkür ediyor. ” diye sorduğumda yanıt olarak bana  “Çünkü o öyledir değişmez ve sanırım vereceği yanıt beni hayal  kırıklığına uğratır diye korkuyorum ,” oldu.&lt;br /&gt;Mesleğimin verdiği  meraktan olsa gerek ertesi gün kardeşiyle konuşurken bu konuyu açık açık  sordum. “Ağabeyine teşekkür etmeme nedenini çok merak ediyorum. Sen  başkalarına teşekkür ederken, o’na neden etmiyorsun?” Muzip bir bakışla  gelen yanıt ise “Çünkü o benden böyle bir şey beklemiyor. Biliyor  teşekkür etmediğimi veya etmeyeceğimi,”oluyor.&lt;br /&gt;İşte bu basit örnek  yaratma gücümüzün ne kadar güçlü olduğunu ve karşımızdaki kişilerin  olumsuz davranışlarındaki katkı payımızın ne kadar olduğunun somut bir  örneği. Ağabeyin kardeşine olan duyguları ümitsizlik, inançsızlık ve  korku doluyken kardeşin ona teşekkür etmemesi doğal değil mi?&lt;br /&gt;Bu  durumu yaratan kim? Ağabey mi, kardeş mi? Karşı taraf mı, biz miyiz?&lt;br /&gt;Bu  yazıyı yazmama neden olan ikinci örneği okuduktan sonra bu soruyu  tekrar yönelteceğim size.&lt;br /&gt;Bugün sabah bir danışanım beni üzgün bir  sesle arayarak çok kötü bir şey olduğunu ve bir aile bireyinin ona çok  kötü bir davranışta bulunduğu için yıkıldığını dile getirdi. O, olayı  detaylarıyla anlatma çabası içindeyken onun sözünü keserek şu soruyu  yönelttim;&lt;br /&gt;“ Bu kişinin bu davranışta bulunması için sen nasıl bir  katkıda bulundun?”&lt;br /&gt;Telefonda bir an büyük bir sessizlik oldu.  “Nasıl yani?” sorusuyla sessizlik bozuldu.&lt;br /&gt;“Yani bu davranışı  karşı tarafın yapabilecek potansiyeli olduğu korkusunu, endişesini hiç  olay olana kadar duydun mu?”&lt;br /&gt;Yanıt açık ve netti.“Ooo, sürekli!”&lt;br /&gt;Tekrar  bir sessizlik oldu ve önceden yaptığımız çalışmaları hatırlayarak büyük  bir farkındalıkla;&lt;br /&gt;“Eyvah, bunu ben yarattım!”dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet,  şimdi tekrar yöneltiyorum size az önceki sorumu.&lt;br /&gt;Bu durumları  yaratan kim? Karşı taraf mı, biz miyiz?&lt;br /&gt;Karşı taraf diye  yanıtlayanlar bundan sonraki bölümü okumalarına gerek yok.&lt;br /&gt;Biziz  ya da biz olabiliriz diye yanıtlayanlar ise okumaya devam edebilirler.&lt;br /&gt;Peki,  içinde bulunduğumuz korku, endişe, inançsızlık ve çaresizlik mekanından  yarattığımız bu olumsuz düşüncelerimizi karşı tarafa aktardığımızı  nasıl fark edebiliriz ve durumu nasıl kurtarabiliriz?&lt;br /&gt;Bunu  yapabilmek % 100 mümkün ancak, temel şartı inanmak.&lt;br /&gt;“Bu olayı  karşı tarafın bana yapmasında benim katkı payım ne?”diyerek başlamak  gerek işe.&lt;br /&gt;Teşhisi koyduktan sonra Ho’oponopono tekniğini  kullanmak bir sonraki adım.&lt;br /&gt;Hawaii yerlilerinin yüzlerce yıl önce  kullandıkları bir yöntem olan bu tekniği merak edenler Joe Vitali’nin  yazdığı Zero Limit adlı kitabını alarak okuyabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu  teknik ilk başta çok basit görünse de arka arkaya söylenmesi gereken ve  inanılmaz gücü olan dört cümleden ibarettir.&lt;br /&gt;Bunlar sırasıyla;&lt;br /&gt;1.Seni  seviyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum.&lt;br /&gt;2.Özür dilerim.(Bazen  büyük resmi görmeyerek olanlara anlam veremiyor ve seni yargılıyorum)&lt;br /&gt;3.Beni  affet.&lt;br /&gt;4.Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;İkinci örnekteki danışanıma,  “Eyvah bunu ben yarattım!” farkındalığına vardıktan sonra, ne kadar  kızgın olursa olsun bu dört cümleyi onu kıran aile ferdini düşünerek  arka arkaya içten bir şekilde defalarca söylemesini söyledim. Aradan  dört saat geçtikten sonra danışanımdan gelen mesaj şu idi;&lt;br /&gt;“Bu  dörtlü inanılmaz güçlü bir enerjiye sahip. Az önce o kişi beni aradı ve  özür diledi,”dedi.&lt;br /&gt;Hiç şaşırmadım desem?&lt;br /&gt;Birinci örnekteki  kardeşlere gelince, olumlu sonucu sanırım size çok yakın bir zamanda  ileteceğim!&lt;br /&gt;Yazıma son verirken, sizden hayatınızda kabullenmekte  zorlandığınız bir kişiyi düşünerek bu dörtlüyü uygulamanızı öneriyorum.  Ne de olmasa siz yukarıda sormuş olduğum soruya olayları yaratan biziz  diyenlerdensiniz. Değil mi? Çünkü diğerleri o noktadan sonra okumayı  bırakmış olmaları lazımdı! Sonucu ne mi olacak? Sizce?&lt;br /&gt;Hayatınızı  olumlu düşünceler yaratarak karşınızdaki kişiler üzerinde yarattığınız  etkinin farkındalığıyla sürdürmeniz dileği ile, sevgiyle kalın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3177243028832840097-6079791861428307634?l=bodrum-lifecoaching.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/feeds/6079791861428307634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/yarattklarmzn-ne-kadar-farkndayz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/6079791861428307634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3177243028832840097/posts/default/6079791861428307634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bodrum-lifecoaching.blogspot.com/2009/03/yarattklarmzn-ne-kadar-farkndayz.html' title='Yarattıklarımızın ne kadar farkındayız?'/><author><name>Çimen Sevanç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16052695309459155065</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_5-QxANULRN8/S2Sh64Si_rI/AAAAAAAAACo/tyrTtn9bs6o/S220/expanding-heart-hi-rez.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
